Herkesin tiye aldığı şey gerçek oldu.Saolsun internet duayeni,bilişim gönüllüsü kişiler tarafından groups.google.com adreside yasaklandı!Siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.Allah sonumuzu hayır etsin…
Hayatında interneti kullanmamış ne olduğunu bilmeyen,bilgisayara gereksiz çocuk oyuncağı diye bakan önceki nesillerden kişilere verilen haklar sayesinde yakında gelip monitorumun fişinide çekicekler. Ne olur bu bloguda kapatın.Hatta tüm kepenkleri kapatın..
dns, erişim, yasak
Geldi çattı.Haftaya vizeler başlıyor.Son sene son vize haftam olmasından ve biraz biriken dersler olmasından dolayı oldukça yoğun:)
5 günde toplam 19 sınav.Özellikle fizik ve yüksek matematik canıma okucak.Çetin bir kapışma.Haftaya cuma hala hayatta olurmuyum bilmiyorum.
üniversite, vizeler

4 nisan itibariyle 27. İstanbul film festivali başlamış bulunuyor.20.nisana kadar sürecek bu festivalde birbirinden özgün senaryolara sahip onlarca filmi izleme şansı bulucaz.Şimdiye kadar iki kere katıldım bu festivale.İkiside üniversiteye yeni başladığım yıllardaydı.Baya zaman geçti yani:) Ve hatırlıyorum 2 hafta boyunca okula gitmeyip aldığım kombine biletler sayesinde hergün taksimde seçtiğim bir filmi izliyodum.En güzel yanıda hiç ummadığınız bir anda yanınızda bir sanatçınında sabahın köründe o filmi izlemek için geldiğini görüyorsunuz.Benim şansıma gittiğim filmler hep ilk gösterimler olduğu için film sonrası yönetme ve oyuncular sahneye çıkar ve sorulan soruları yanıtlardı.O zamanlar kısa film çekme hayali ile yanıp tutuştuğum için bunlar benim için bulunmaz fırsatlardı:)Peki ne oldu kısa film.Çektim tabikide.3 arkadaş oturduk ve mistik bir kısa film çektik 1.sınıftayken.Amaç yarışmalara katılmaktı,ama filmin montajını vb herşeyini bitirdikten sonra dikkatlice izleyince baya bir kötü olduğumuzu anladık.Aslında konu güzeldi ama aceleyle çektiğimiz için o kadar berbat hatalar vardiki:)
Örneğin başrol oyuncusu sokağın köşesinden gelirken hava kapalı,neredeyse yağmur yağacak,fakat köşeyi dönüyo ve bir anda etraf günlük güneşlik:)Bunun sebebide ikii sahneyi 3er gün arayla çekmemiz ve dikkat etmememiz.
En yakın zamanda fragmanlarını buraya koyarım.Yönetmenlik kariyerim başladığı ve bittiği filmi:)
film festivali, movies
Daha öncedende duyduğum fakat tam olarak ayrınıtılarını bilmediğim bir olaydı..
“Mustafa Reşid Paşa, 23 Kasım 1854 yılında dördüncü kez sadrazamlığa getirildi.
Fransız Partisi’ne mensup Mısır Valisi Said Paşa, Mustafa Reşid Paşa’dan nefret ediyordu. Süveyş Kanalı Projesi’ni hayata geçirmeyeceğini biliyordu. Bu nedenle bir hafta sonra projeyi imzaladı.
İmzalanan sözleşmenin altında ilginç bir madde vardı:
Kanalın Akdeniz’e açıldığı yere dev bir heykel yapılacaktı. Heykel, firavunlar döneminin giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde “Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini” sembolize eden bir meşale olacaktı!
Heykel, dönemin ünlü heykeltıraşı Frederic Auguste Bartholdi’ye sipariş edildi. Yüklüce avans verildi. Bartholdi işe başladı.
Birkaç sene sonra tamamlanan heykel, Marsilya’dan gemiyle yola çıkacaktı. Ancak Said Paşa ölünce yerine gelen İsmail Paşa, Müslüman bir coğrafyada heykel olmaz diyerek heykeli istemedi.
Süveyş Kanalı, 1869’da dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı büyük ama “heykelsiz” törenlerle açıldı.
Heykeltıraş Bartholdi’nin eseri, Paris’te bir depoya kondu ve tozlanmaya terk edildi.
O yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında sıkı işbirliği başladı. Paris’te kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri olan Edouard Rene Lefebvre de Laboulaye, Amerikalıların Fransa’nın dostluğunu daima hatırlamaları için bir hediye vermek istedi.
Hediye bir heykel olmalıydı.
Heykel; bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap tutmalı, diğer elinde de “dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü” olan bir meşale taşımalıydı.
Sipariş gene aynı heykeltıraşa, Frederic Auguste Bartholdi’ye verildi. Bartholdi’nin Süveyş Kanalı için yaptığı heykelin elleri, kolları ve yüzünde değişiklik yaptı.
Heykeltıraş Bartholdi, New York’a yanına Süveyş Kanalı’nın mühendisi ve heykelin fikir babası olan Ferdinand de Lessepse’yi de alarak gitti.
Heykel 25 Ekim 1886’da New York’ta açıldı.”
özgürlük heykeli, new york, osmanlı

Bu sabah gazetede okudum.Şimdiye kadar okuduğum en fantastik,en sürükleyici bilimkurgu kitabı olan “2001: A Space Odyssey” ve devam serisinin yazarı Arthur C. Clarke 19 Mart itibariyle yaşama veda etmiş.Ölmeden önce Arthur C. Clarke’ın en büyük dileği dünya dışı varlıklara dair kanıtların bulunması imiş…
Hatırlıyorum lise yıllarında bu seriyi okumuş ardından diğer kitaplarınıda edinmiş ve kendisini biraz araştırmıştım.O sadece bir bilimkurgu yazarı değil.Yani oturup hayal ettiklerini yazıya döken sıradan bir yazar değil.Bir döneme damgasını vurmuş bir insan.Öyle birisiki kitaplarında yer verdiği,ortaya attığı fikirler daha sonra uzay araştırmalarında bilimsel çalışmalarda kullanılmış.Onun hayalgücü sayesinde bir çok önemli gelişme sağlanmış.80′li yaşlarına geldiğinde bile NASA ve Microsoft onun geleceğe dair vizyonunun ne olduğunu araştırıyordu…Henüz çocukken bir zamanlar benimde heveslenip başaramadığım şey olan kendi teleskobunu yapıp ayın haritasını çıkarmış.Askerliğiyle birliktede de hikayelerini yazmaya başlamıştır.En çok anılan romanının “2001: A Space Odyssey” olmasının sebebi ise bu hikayeyi Stanley Kubrick’in sinemaya aktarması ve en iyi senaryo dalında ortaklaşa oscar adayı olmaları.Ama tabiki de filmi izlemenizi değil kitabı ve devamında gelen 3 kitabı daha okumanızı tavsiye ederim.Bir insanın hayal gücünün sınırlarını görebilir,şimdilerde üzerinde kafa yorduğumuz sanal zekanın HAL bilgisayarı ile nasıl bir tehlikeye dönüşebildiğini anlayabilir ve gerçekten gece yatağınıza yattığınızda Arthur C. Clarke’ın yarattığı bin yıl sonrasının dünyasını hayal edebilirsiniz.
Eğer bilimkurgu hayatınızda önemli bir yer taşıyorsa sizde , son kitap 3001′deki David gibi ,Arthur C. Clarke’ında bir YILDIZ ÇOCUĞA dönüştüğünü düşünebilirsiniz.
2001: A Space Odyssey, Arthur C. Clarke
Yaz aylarına girerken almayı planladığım teleskop için internette araştırma yaparken bugüne kadar duymadığım bir projeden haberdar oldum.Bildiğimiz gibi Google Earth ile uzaydan dünyamızın herhangi bir yerini rahatlıkla görüntüleyebiliyorduk.İlk çıktığında devrim olarak nitelenmişti.Saatlerce kurcaladığım zamanları hatırlıyorum.Microsoft’un ise buna cevabı geç oldu ama bana göre çok etkileyici oldu.Microsoft dünyayı izlemek yerine uzayı izlemeyi vaad ediyor bize.Google Earth ilede uzayı bir nebze olsun görüntüleyebiliyorduk ama Microsoft’un bize sunmayı planladığı olay bambaşka.
Projenin adı Microsoft WorldWide Telescop.Yani sanal bir teleskop sistemi.Bu sanal teleskop sayesinde bilgisayarımızla,aktif olan çeşitli teleskoplardan alınan yüksek çözünürlüklü binlerce resim dosyasının birleştirilerek oluşturulduğu uzaydan muhteşem kareleri görüntüleyebiliyoruz.Microsoft’un belirttiğine göre bu sanal teleskop yüksek performanslı Visual Experience Engine teknolojisi kullanılarak hazırlanmış ve terabytle larca büyüklükteki görüntülerden bahsediliyor.
İstenilen yıldızlara yada gezegenlere zoom yapabilme gibi bir özellike belirtilmişki insanı gerçekten heyecanlandırıyor.
2008 baharında ücretsiz sunulması beklenen bu uygulamayı sabırsızlıkla bekliyorum.

microsoft world wide telescop
December 9th, 2007
15:39
Sosyal
Call of Duty serisini oynayanlar bilir.Serinin tümünde ikinci dünya savaşı sırasındaki konular işlenmiş ve hikaye o zamanlarda geçmiştir.Yalnız serinin son oyunu Call of Duty 4 Modern Warfare ile bu alışkanlığa bir son vermiş anlaşılan Infinity Ward.Ve bence çok da iyi etmiş.Kişisel olarak eski tip silahlarla savaşmayı pek sevmiyorum.Ama aynı zamanda çok gelişmiş fantastik silahlarla oynamayıda sevmem.Benim istediğim şey, oyun bugünü yansıtsın,olabildiğinde gerçekçi olsun..Bu hevesle başladım Call of duty 4′e.Ve çok kısa bir süre sonra sandalyeme yaslanmış ve “vayy be” derken buldum kendimi.Gerçekten mükemmel bir oyun ortaya çıkmış.
Peki bu oyunu mükemmel kılan nedir? Zaten herkesin üzerinde Crysis’in olumsuz etkileri var.Yani artık piyasaya çıkan tüm oyunların gerçeklik,oyun içinde etkileşim,grafik kalitesi gibi unsurları hep crysis ile karşılaştırılıyor.E bu yüzdende1-0 geride başlıyorlar.Crysis ile başlayan devrime aya uydurmaları biraz zaman alıcak gibi.Ama bunu COD’de bek yaşamadım diyebilirim.Grafikler gerçekten çok üst düzeyde idi.Oyun içi etkileşimde önemli ölçüde arttırılmış.Fakat bana kalırsa en güzel yanı yapay zeka idi.
Zaten oyuna başlamadan önce sizi birlikte operasyon yapacağınız grupla birlikte çalışabilmek ve seviyenizi anlamak için bir dizi teste tabi tutuyorlar.Yani bir binaya operasyon yapmış gibi maketten düşmanları falan öldürüyosunuz.Testi tamamladıktan sonra 4 seviyeden birini size sunuyor.En üst seviyeye 4. seviye dersek oyun bana 2. seviyeyi uygun buldu:)Ben inatla son seviyeyi yani ismi (you will not survive-hayatta kalamazsın) olan en zor seviyeyi seçmek istedim.Beni bir kez daha “senin kabiliyetin bu kadar zorlama işte” diyerek uyardı…Ve oyun başladıktan sonra son seviyeyi seçtiğime pişman oldum diyebilirim.Karşınızdaki düşmanlar gerçekten inanılmaz zekiler.Bazı oyunlardaki gibi direk pat küt adam öldüremiyorsunuz.Mutlaka bir strateji belirlemek,bazı zamanlarda saklanmak yada kaçmak zorundasınız. Devamini oku »
Call of Duty 4 Modern Warfare
November 15th, 2007
22:06
Sosyal
Bioshock ile fantastik bir dünyaya adım atabilirsiniz.Açık sölemek gerekirse oyunu yükleyip kurduğum anda ilk görüntülerle ağzım açık kaldı.Zaten yeni donattığım bilgisayarımı denediğim ilk oyundu.Ram’leri 2gb’a çıkartıp pro extreme 1950 ekran kartı ile nasıl bir görüntü ve performans elde edeceğimi merak ediyordum.Ve açılışla birlikte karşımdaki görüntü şuydu.Uçak okyanusun ortasına düşüyor.Her yer alevler içinde.İnanılmaz bir deniz manzarası vardı.Oyunlarda dikkat ettiğim en önemli unsur denizdir diyebilirim.Bu world in conflict’tede böyleydi, crysis ile bioshocktada.
Fakat oyunda ilk grafikleri gördüğümde bana çizgi film tadı verdi ve sinirlenip kapadım.Çünkü oyunlarda gerçeklik arayan birisiyimdir.Grafiklerin gerçek hayatı oldukça yansıtması gerekir.
Birkaç gün sonra can sıkıntısıyla yeniden oyuna başladım ve ilk bölüm itibariyle görsel şöleni görme fırsatım oldu:)
Okyanusun altına inşa edilmiş bir şehir altında rehberimizle birlikte maceradan maceraya atılıyoruz:)Oyun içerisinde karşımıza küçük kızlar(little sister) ve onların devasa güçteki koruyucuları (big daddy) çıkıyor.Aynı zamanda mutasyona uğramış bir kaç ucube ilede savaşıyoruz.Ama etraftaki cisimlerin gerçekliği gerçekten inanılmazdı.Özellikle alevler ve karakterlere bayıldım diyebilirim.Bunun yanında bioshockun en ilginç yanı ise oyundaki tavrınıza göre sizi farklı sonların bekliyor olması.Yani oyun boyunca karşılaştığınız little sisterları kuratarırsanız iyi bir son,ama onları öldürürseniz kötü bir son sizi bekliyor.Her ikisinide görme fırsatım oldu. Devamini oku »
bioshock
November 4th, 2007
17:08
Sosyal
Donanımhaber.com’da ilk duyurulduğundan beri takip ettiğim oyundur crysis.Tabiki bunun birçok sebebi var.İlk dikkat ettiğim yeni oyun motoru sayesinde bir devrim yaratacağının söylenmesiydi.Yeni nesil dx10 teknolojisini kullanarak bizi gerçeğe en çok yaklaştıran oyun olacağını söylüyordu crysis yapımcıları.
Ama bu oyunu karşı kanınızın ısınması için sadece muhteşem görsellik değil sebep.Oyun crytek firması tarafından yapılıyor ve ea games ile piyasaya sürülüyor.Crytek firmasının sahibi ise almanya’dan 3 türk.
Evet o zaman karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.Dünyanın merakla beklediği oyunu çıkaran kişiler türk!!Tabiki oyunu programlayan mühendislerden bahsetmiyoruz.
Hal böyle oyunca demo tarihine kadar sabırla bekledim.Bazen tarihi ileri aldılar.Ama neyseki şu anda 1.8 gblık crysis demosu bilgisayarımda bitirilmiş ve tekrar oynamak üzere duruyor.Oyundan bahsetmeden önce şunu söylemem gerekli.
Neredeyse şimdiye kadar oynadığım hiç bir oyunu tekrardan oynamam.Farklı oyun bitişleri vaadeden bioshock oyununu bile anca bir kere oynayabildim.İkincisinde aynı tadı alamıyorum.
Ama crysis demosunu yükler yüklemez 2 saat içinde bitirdim ve şu neredeyse hergün oyuna tekrardan giriyorum.Ama bitirmek için değil.O güzel dünyayı,ormanın içindeki muazzam ışık oyunlarını,güneş doğarken sahili izlemeyi.Sanki bir tatil yöresinin tanıtım reklamı gibi oyunun için.
Modellemeler,insan yüzleri,ışıklar gölgeler o kadar mükemmelki.
Çoğu zaman oyuncular uzun süre bir oyunu bekledikten sonra hayal kırıklığına uğrarlar.Crysis’de ise bu durum eldeki teknolojinin,son model grafik kartlarının bile oyunu en üst ayarlarda açamamasıydı:)
Aylardır donanımhaber.com’u takip ediyorum.Daha demosu çıkmadan birçok kişi sadece bu oyun için nvidia 8800′leri aldılar.Ancak demo çıktığında göründüki tam performans için bu kartlar yetersiz kalıyor. Devamini oku »
crysis, dx10, dx9
ve 125 yorum bulunmaktadir.